Gün içinde,akşam ve hafta sonlarında,İstanbul'u yaşanmaz ve tahammül edilmez hale getiren,trafiğin keşmekeşliğinde boğuşmamanız ,gönderinizin zamanında,güvenle istediğiniz adrese ulaşmasını sağlamak için motokuryeyi tercih etmelisiniz.
MSM KURYE SADECE İŞ HAYATINDA DEĞİL!!!!!
Motokurye'ye sadece iş hayatında değil,günlük yaşamın her alanında ihtiyacınız olur.
Nasıl mı??Size her gün yaşadığımız ve yaşadığınız olaylardan birkaç örnek....
*Anne-babanıza,sevgilinize,eşinize,dostunuza,doğrudan ulaşmasını istediğiniz sürpriz veya özel bir gönderiniz var.Ancak kim tarafından gönderildiğinin bilinmesini istemiyorsunuz, hediyenizi ulaştıracak kadar vaktiniz yok,göndereceğiniz kişinin bulunduğu yer size çok uzak
Ne yapabilirsiniz?
*Uçak biletinizi yada pasaportunuzu unuttunuz.Ne yapabilirsiniz?
*Milyarlık bir telefon görüşme yapmanız gerekiyor,ancak cep telefonunuzu yada telefon rehberinizi unuttunuz..O an için çok yoğunsunuz, bulunduğunuz yerden ayrılamıyorsunuz.Ne yapabilirsiniz.?
*Yurtdışında yada şehir dışındasınız,bir adresten,diper bir adrese bir gönderi gitmesi gerekiyor.Ne yapabilirsiniz?
*Aracınızla seyir halindeyken,bir anda yakıtınız bitti.Ne yapabilirsiniz?
*Hastanedesiniz,hastanızın yanından ayrılamıyorsunuz,ama tahlil,kan,ilaç,sağlık karnesi ve kimliklerin gidip gelmesi gerekiyor.Ne yapabilirsiniz?
*Herhangi bir mağaza,restoran,eczane,otel veya hastanede nakit paranız yetmedi.
Bir dostunuzdan para istediniz,ama ne siz nede dostunuz yerinden ayrılamıyor.
Ne yapabilirsiniz?
*Evinizin yada otomobilinizin anahtarını unuttunuz.Yedek anahtarınız var ama ulaşamıyorsunuz Ne yapabilirsiniz?
Hemen Msm Kurye'yi arayıp hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz......
Bağlarbaşı motorlu kurye ekiperimize 0216 352 58 62 nolu pbx hattımızdan ulaşabilirsiniz.Bağlarbaşın kurye ekiplerimiz adresinizden 20 dakikada evrağınızı alır ,en kısa sürede teslimatı gerçekleştirir.......
bağlarbaşındaysanız kadıköye yürüyerek 20 dak. üsküdara 12 dak. gidebilirsiniz. canınız sıkılıp kendinizi doğaya vermek isterseniz fethipaşa veya çamlıca korusuna gidilebilir, kuguncukta çınaraltına oturulabilir, 24 saat alkol, sigara ve dahasını bulmak mümkündür evden çıkmaya gerek yoktur bir telefonla gelir, taksimden sabaha kadar minübüs vardır bindikten sonra 15 dak. evde olursun, intahar etmek istersen bile köprü yakındır.
(bkz: murat reis mahallesi)
(bkz: altunizade)
(bkz: pazarbasi mahallesi)
(bkz: solak sinan mahallesi)
(bkz: selamiali mahallesi)
(bkz: barbaros/17)
(bkz: icadiye)
bu mahallelerin genel bileşkesidir bağlarbaşı. aslında bir semttir, bir mevkidir. kimse yukarıdaki isimleri bilmez, sadece duvardaki mahalle muhtarı seçim afişlerinde bu isimler gözükür. bağlarbaşı hepsini kapsar
dut ağaçlarının arasında, ermeni ilkokulu ile rum kilisesinin ortasında, müthiş boğaz manzarası olan bir apartmanında büyüdüğüm yer. çocukluğuma dair hatırladığım en güzel şey, hem çingenelerin gayrimüslimlerin ne harika insanlar olduğunu öğreten. annem de aynı mahallede rum sevgilileri, ermeni arkadaşlarıyla büyümüş, dayım da, kuzenlerim de.
70'lerden beri dinlerin dinsizlerin huzurunun hiç kaçmadığı birlikte olmayı normal karşıladığı nadir yerlerden.
şimdi tek eksiği, dut ağaçları.
evin buraya beş dakika"
"bura" diye bahsedilen yer capitol. istanbul'a geldiğim ilk gün için yeterince büyük bir şok oluyor bu. demek istanbul'un göbeğinde kalacağım, hem de tek başıma. tek başıma gezeceğim, tek başıma keşfedeceğim bu koca şehri. iki gün sonra, babam dönünce.
babam dönüyor.
büyük bir karmaşanın içinde inanılmaz bir yalnızlık. ne yapacağımı bilmiyorum, sıkıntıdan akşamları erken uyuyorum. bindiğim bütün otobüsler okuluma giderken, aynı otobüslerin sadece bir tanesinin evimin önünden geçtiğini öğreniyorum. 12a yerine 12'ye binildiğinde üsküdar'dan dolanıldığını anlıyorum. her şey deneme yanılma yöntemiyle çözülüyormuş demek. yavaş yavaş alışıyorum, otobüste ayakta durabiliyorum artık, iki şeritli yolda arabalara rağmen karşıya geçebiliyorum.
çok değişik bir yer bağlarbaşı. ev sahibim ermeni mesela. apartmandaki diğer insanlar da ermeni. bazı akşamlar yemek getiriyorlar, konserve yemekten fenalık geçiren birisi olarak çok mutlu oluyorum. okulda insanlarla tanışmaya başlıyorum. hayat sanki daha güzel olacak gibi bir his var içimde. sokaklarda dolaşmak lazım artık. fıstıkağacı taraflarındaki ara sokaklara girince evimin boğaziçi köprüsüne düşündüğümden daha yakın olduğunu farkediyorum. çünkü köprünün ayağı koskocaman görünüyor buradan. daha sonra icadiye yolundan nakkaştepe'ye yürüyorum. burası da değişik, tegv'le koç binasının arasındaki sokağa girince müthiş bir manzarayla karşılaşıyorum. boğaziçi köprüsü, ortaköy, beşikaş, adının levent olduğunu daha sonradan öğreneceğim gökdelenlerin bulunduğu yer, hepsi bir çift gözün görüş alanına sığabiliyormuş demek. evde sıkıldıkça nakkaştepe'ye yürüyorum, gördüğüm manzara yüzbin tane hayal kurmamı sağlıyor çünkü.
biraz da yolun diğer tarafına gitmek gerek. bağlarbaşı'nın eski merkezi bu taraf anlaşılan, göçmenlerin tek katlı bahçeli evleri, eski yapılar, ermeni kiliseleri falan hep buralarda. dönüyorum meydandaki parka oturup gelen geçenleri izliyorum. kimse beni tanımıyor niye orada tek başıma oturduğumu bilmiyor ve umursamıyor. ama şehirde beni çeken birşey var, kimse ifade edemediği gibi ben de ifade edemiyorum, ama başka bir şehirde yaşamanın mümkün olmadığını da hissedebiliyorum. 8 ay sonra bağlarbaşı'ndan taşınıyorum, istanbul'da yaşadığını anlayabilmek için tabelalara bakmanın zorunlu olduğu bir semte gidiyorum.
aradan çok zaman geçiyor.
ve ben yıllar sonra bağlarbaşı'na dönüyorum. artık eskisi gibi heyecanla dolaşmıyorum sokaklarında. çocuksu hayallerimi de çöpe attım geçenlerde.