Kuzguncuk Kurye
Kuzguncuk kurye motokuryelerine 0216 352 58 62 alo kurye hattımızdan ulaşabilirsiniz.Kuzguncuk kurye ekiplerimiz gönderinizi en kısa sürede adresınızden alır.Karsı adrese en kısa sürede teslim eder.
bizans doneminde adi kosinitsa olan kuzguncuk Üsküdar ile Beylerbeyi arasında yer alır.Adını 15. yuzyılda bolgede yaşayan derviş kuzgun babadan aldığı söylenir.Perihan abla ve ekmek teknesı dızılerının cekıldıgı mekandır. üsküdar'dan sırtınızı kadıköy'e verip ikinci köprü'ye doğru sahilden sahilden -mümkünse aheste biçimde- gidilir. bir kilometre kadar ilerde gördüğünüz ilk ışıklarda durulur... işte!... kuzguncuk'tasınız... burada insan nereye gideceğini şaşırıyor doğrusu. sahili dik kesen, yukarıya doğru uzayıp giden iki şeritli bir cadde var; cadde dediğime bakmayın, arabaları gözünüzle sildiğiniz zaman burası sanki eski, küçük bir kasabanın en büyük ve en işlek caddesi gibi. insanlar bile bu kasaba ambiansına uygun. bakkalı, manavı, kasabı, ekmek fırınları ve hepsinin arasında sakin ve küçük adımlarla dolaşan kuzguncuk sakinleri. sakin kalmalarına şaşmamak gerekiyor, belli ki kargaşadan ve şehrin alıştığımız gürültüsünden bir parça olsun koparabilmiş kendini. hemen arkamda güzel bir boğaz manzarası bana bakıyor. iki yapının arasına sıkışmış onbeş, bilemedin yirmi metrelik bir boşluktan görüyorum denizi. malesef sahilde denizi görebileceğiniz tek yer burası, geri kalan kısımların hepsi yalılar tarafından kapatılmış. eğer yaz mevsimi ise şanslısınız çünkü kuzguncuk'un o meşhur "çınaraltı kahvesi" -aynı ismi taşıyan bir kahve bir de beylerbeyi'nde de var- size sandalyelerin ve masaların üzerine huzurunu salmış kimbilir kaç yüzyıllık koca çınarı ve artık çalışmayan tarihi mermer hoyrat çeşmesi ile selamlıyor, bünyenizin çay-kahve içme isteğini kamçılıyor. ama bu mevsimde esen serin rüzgarlar sizi kahvenin kapalı mekanına yönlendiriyor. içerisi basit, salaş sayılmayan bir atmosferde. çok uzun senelerdir burada olduklarını kolayca tahmin edebileceğiniz sıcakkanlı çalışanlar ve en önemlisi sıcacık taze çay... hatta midenizin o hafif gurultularını gayet tatminkar bir biçimde susturabilecek güzel tostlar ve kahvaltılıklar. içeriye küçük kaçamak bakışlarla göz attığınızda oturanların -genelde- sanatla ve edebiyatla ilgilendiklerini anlamamak işten değil. mimarlar, tiyatrocular, ressamlar, şairler. şair ve edebiyatçı -bana göre feylezof- can yücel ile de biraz özdeşleşmiş sanki, içeride onun şiirleri ve başkaları tarafından küçük kağıtlara çizilmiş karakalem portlereri. az önce kalkmış da gitmiş sanki can baba, koluna girmiş heykeltraş kuzgun acar'ın, artık "sıcak" zamanı geçtiği için... güneş "şarap burcuna" girdiği için... aynı yapının boğaza bakan kısmında ise balık-rakı müptelalarının neredeyse garsonların adlarına kadar ezbere bildikleri, meşhur ismet baba... saatim 15:30 u gösterdiği için buraya girmenin bu saatte anlamsız olacağını gayet iyi bildiğimden ana caddeyi paralel kesen sokaktan içeri giriyorum. kuzguncuk'un adını ilk defa bir televizyon dizisinde duymuştum: perihan abla. bir dönemin kuzguncuk ile özdeşleşen tv dizisi buradakı sokağın da adı olmuş. gözlerinizi hafifçe kısıp, geçmişe doğru hafızanızı biraz zorlarsanız birdenbire kendinisi dizinin içinde bulabilirsiniz. aslında bu sokağa kuzguncuk mimarisinin bir özeti demek hiç de yanlış olmaz. iki-üç katlı müstakil evler, sahiplerinin zevklerini yansıtır renklerde ama sokağın doğasına sırıtmadan yanyana dizilmişler. perihan abla'nın oturduğu evin önünden geçerken birden sanki onu giriş katındaki pencerede ellerini dayamış yan tarafa bakarken görüyorum. kafasını kaldırmış, "meraklı melahat'e" cevap yetiştirmeye çalışıyor... bu sokak gerçekten kuzguncuk'un özeti olmalı çünkü ne kadar yürürsem yürüyeyim atmosferi hiç değişmiyor bu semtin... nakış gibi işlenmiş evler, rum ortodoks ve ermeni kiliseleri, camisi, hamamları, ağaçları, arnavut kaldırımlı sokakları, kedileri, meraklı komşuları yanımdan akıp geçiyor soğuktan kırmızılaşmış burnumu ovuşturarak kuzguncuk'tan boğazı selamlayan evime doğru giderken, dudaklarımda saçma sapan bir şarkı... alıntı: erkan bediroğlu, kuzguncuk 2005
Can Yücel ile Kuzguncuk'lu adı Kuzgun olan bir arkadaşı oturmuşlar Kuzguncuk'ta içiyorlar. Sohbet ilerler kafalar iyice güzelleşir. Kuzgun Can Yücel'e dönüp: -baba ya aslında buralarda oturmak lazım tekrar, bak ne güzel yer dimi ? Can Yücel cevabı patlatır -eee Kuzgun'a yavrusu güzel görünürmüş..
